Parıltılar (9): İmâmiyye fıkhının Sünni kaynaklarca doğrulanmasına yeni bir örnek / “Ölüyü yıkadıktan sonra gusül”: Hz. Ali’nin sahih bir uygulaması
- Medyasafak.net
- EHL-İ BEYT OKULU
- 26.02.2026
Sonuç: Bu mesele, İmâmîyye’nin hadis ve fıkıh külliyatının, Hz. Ali b. Ebû Tâlib’e nispet edilen asli görüşleri sahih biçimde muhafaza ettiğini gösteren deliller zincirine eklenebilecek önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Ammaar Müslim
İmâmiyye’ye (On İki İmam Şiası) özgü fıkhî hükümlerden biri, cenaze yıkayan kimsenin (guslü’l-meyyit) kendisinin de gusletmesinin zorunlu olmasıdır. Bu hüküm, dört Sünnî mezhebin hiçbirinde yoktur; söz konusu mezhepler böyle bir zorunluluk kabul etmemektedir.
İmâmîyye mezhebinin görüşünü desteklemek üzere ileri sürülebilecek rivayetlerden biri, Sünen-i Tirmizî’de yer alıyor. Buna göre Ebû Hureyre, Hz. Peygamber’den şu rivayeti nakletmiştir: “Ölüyü yıkamak guslü, onu taşımak ise abdesti gerektirir.”
Müellif Tirmizî (ö. 279), aynı bâbda Hz. Ali ve Hz. Âişe tarikiyle de rivayetler bulunduğunu belirtir. Ebû Hureyre hadisini “hasen” olarak nitelendirir ve ayrıca bunun Ebû Hureyre’den mevkuf olarak da rivayet edildiğini kaydeder. Ardından ilim ehlinin, ölü yıkayan kimsenin hükmü konusunda ihtilaf ettiğini aktarır:
Hz. Peygamber’in ashabından ve sonraki âlimlerden bazıları, ölüyü yıkayan kimseye guslün vacip olduğunu söylemiştir. Bazıları ise sadece abdestin gerekli olduğunu ifade etmiştir. Mâlik b. Enes, ölüyü yıkadıktan sonra gusletmeyi mendup kabul ettiğini, vacip görmediğini belirtmiştir. Bu görüş aynı zamanda Şâfiî’nin de kanaatidir. Ahmed b. Hanbel ise, ölüyü yıkayan kimse için guslün vacip olmamasını umduğunu; ancak abdestin bu hususta en azından gerekli görülen uygulama olduğunu söylemiştir. İshak b. Râhûye abdesti gerekli saymıştır. Abdullah b. Mübârek’ten ise, ölüyü yıkadıktan sonra gusletmemek ya da abdest almamakta bir sakınca bulunmadığı görüşü nakledilmiştir.
Bu rivayetlerden, sahâbenin daha erken dönemde bu meselede ihtilaf etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Abdullah b. Ömer’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Biz ölüleri yıkardık; kimimiz (sonrasında) gusleder, kimimiz ise gusletmezdik.”
Ölüyü yıkadıktan sonra gusletmesiyle bilinen sahâbîlerden biri de Hz. Ali’dir. el-Muṣannef’te yer alan bir rivayette, Hz. Ali’nin meşhur talebesi Hâris el-A‘ver (ö. 65), O’nun şöyle dediğini nakleder: “Her kim bir ölüyü yıkarsa gusletsin.”
Kûfeli tâbiî Ebû İshak es-Sebîî (ö. 127) ise şu olayı aktarır: “Biri Hz. Ali’nin, diğeri Abdullah b. Mes‘ûd’un ashabından olan iki kişi birlikte bir ölüyü yıkadı. Hz. Ali’nin ashabından olan kişi gusletti; Abdullah’ın ashabından olan ise sadece abdest aldı.”
Bu ismi zikredilmeyen Hz. Ali taraftarının, söz konusu hükmü Hz. Ali’den; O’nun da Hz. Peygamber’den almış olması tabiidir.
İmâmiyye, sahâbe arasında ihtilaf bulunduğunda Hz. Ali’nin (a.s.) görüşünü esas alır. Hz. Ali’nin ashabı arasında ihtilaf söz konusu olduğunda ise İmam Muhammed el-Bâkır (a.s.) (ö. 114) ve İmam Ca‘fer es-Sâdık’ın (a.s.) (ö. 148) görüşünü takip eder.
Bu meselede el-Bâkır ve es-Sâdık (a.s.), ölüyü yıkadıktan sonra guslün vacip olduğu hususunda ittifak halindedir. Sahih rivayetlerden yalnızca birini zikretmek gerekirse, İmam Ca‘fer es-Sâdık şöyle demiştir: “Bir ölüyü yıkayan kimse gusletsin.”
Dikkat edilmelidir ki bu lafız, el-Muṣannef’te İmam Ali’ye (a.s.) nispet edilen lafzın aynısıdır. Tüm Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s.) bu farzı doğrudan Hz. Ali’nin uygulamasına dayandırdıkları bilinmektedir.
Nitekim geç dönem İmamlardan (a.s.) birine yazılan şu soru dikkat çekicidir: “Canım sana feda olsun! Müminlerin Emîri (Hz. Ali), Resûlullah’ı (s.a.a.) vefatından sonra yıkadığında gusletmiş midir?”
İmam şu cevabı verir: “Peygamber tâhirdir ve mutahhardır; ancak Müminlerin Emîri bunu (yani guslü) yapmıştır ve sünnet bunun üzerinedir.”
Hatta el-Bâkır ve es-Sâdık (a.s.) bir adım daha ileri giderek hükmün illetini de açıklamışlardır: Bu yükümlülük, bizatihi ölüyü yıkama fiiline değil; beden soğuduktan sonra ölüye dokunma durumuna bağlanmıştır.
Sonuç: Bu mesele, İmâmîyye’nin hadis ve fıkıh külliyatının, Hz. Ali b. Ebû Tâlib’e nispet edilen asli görüşleri sahih biçimde muhafaza ettiğini gösteren deliller zincirine eklenebilecek önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Kaynak: https://x.com/ammaar_muslim/status/2024837763464347818?s=20
Çeviri: Medya Şafak