Hassan Ansari’den notlar (4): Şiiler ne zamandan itibaren Kur'an'ın tahrif edildiği inancıyla suçlandılar? Birkaç yeni nokta
- Medyasafak.net
- EHL-İ BEYT OKULU
- 24.08.2026
Neden ilk iki üç asırdaki mezhepsel tartışmalarda kimse Şiileri "Siz Kur'an'ın tahrif edildiğine inanıyorsunuz" diye suçlamamıştır? Hicri ikinci yüzyıldan günümüze ulaşan birkaç metinde, örneğin İbadîlerin yakın zamanda keşfedilip gün yüzüne çıkan ve yayımlanan metinlerinde, Şiilere yönelik onca farklı suçlamaya rağmen Kur'an'ın tahrifi meselesinden hiç söz edilmemiştir.
Orijinal ve erken dönem Şiiliği bâtınî, te'vilci ve aşırıcı (gulât) eğilimleri olan bir mezhep; daha açık bir ifadeyle Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s.) bir tür uluhiyetine inanma çerçevesinde bir din olarak görmekte ısrar eden bazı araştırmacılar, aynı zamanda şu hususu vurgulamaktadırlar: Onlara göre bu orijinal ve erken dönem Şiiliğin temel unsurlarından biri, Kur'an'ın bütünlüğüne (tamamiyetine) inanmamak ve –Kur'an'da fazlalıkların bulunduğuna inanıldığını söylemesek bile– en azından onda bir eksiklik bulunduğunu kabul etmektir. Bu araştırmacılar, Osman'ın mushafının eksizliğine inanmanın, İmamiyye Şiası arasındaki "Sünnîleşme" sürecinin bir sonucu olduğuna; bunun da özellikle Büveyhîlerin Bağdat'ta hâkimiyet kurması, dinî otoritenin gücü ele geçirmesi ve kelamcıların üstünlük sağlamasıyla ortaya çıktığına inanmaktadırlar.
Bu analizin hiçbir tarihî temeli ve kökeni olmadığı konusunda pek çok şey söylenebilir. Ancak “Kur'an'ın tahrifi” bağlamında, bu tür yazarların şu basit soruya cevap vermesi gerekir: Eğer durum böyleyse, neden İmamiyye Şiası ile Zeydiyye, Ehl-i Sünnet ve Mutezile gibi diğer İslami mezhep ve fırkalar arasındaki cedel (polemik) literatüründe, hicri üçüncü yüzyılın sonlarına kadar Şiilere yöneltilen böyle bir suçlamanın –yani Kur'an'da tahrif olduğuna inandıkları ithamının– hiçbir izine rastlanmıyor? Nitekim bu tür açık bir suçlamanın mevcut ilk örneğini, Ebu'l-Hüseyin el-Hayyât'ın yaklaşık 270 (muhtemelen bu tarihten bir iki yıl sonra) yılına ait el-İntisâr adlı eserinde görüyoruz. Daha önce bağımsız bir yazıda, Câhiz'in Hucecü'n-Nübüvve adlı eserinde İmamiyye Şiası’nın Zeyd b. Sâbit mushafının metnine yönelik bazı eleştiriler (ta'n) yönelttiğine işaret ettiğini, ancak aynı zamanda onların İbn Mesud'un kıraatini desteklediklerini eklediğini göstermiştik. Elbette o yazıda da belirttiğim gibi, bu, Câhiz'in Şiileri Kur'an'ın tahrif edildiğine inanmakla suçladığı anlamına gelmemektedir.
Gerçekte İmamiyye Şiası, Sünni karşıtı polemikleri ve Osmaniyye'ye yönelik eleştirileri çerçevesinde; Osman'ın Zeyd b. Sâbit mushafına dayanıp diğer mushafları reddetmesi, yakılmasını emretmesi ve İbn Mesud'un mushafını kabul etmemesi eylemlerini gündeme getiriyordu. Aslında onların dayandığı nokta, Câhiz'in zaten hiç değinmediği tahrif meselesi değil; Osman'ın İbn Mesud mushafına yönelik tutumu ve Şiilerin bakış açısıyla salt Üçüncü Halifenin kusurlarını (mesâlib) dile getirmek amacıyla İbn Mesud mushafının Zeyd b. Sâbit mushafına üstünlüğünü iddia etmeleriydi. Dolayısıyla, kaynaklarımızın elverdiği ölçüde, Kur'an'ın tahrif edildiği inancına dair en eski ithamın Ebu'l-Hüseyin el-Hayyât'a ait olduğu söylenmelidir. Büyük ihtimalle bu suçlamanın kökeni, Câhiz'in işaret ettiği o mezhepsel polemiğe dayanmaktadır ve Câhiz ile Hayyât arasındaki dönemde, yani sadece birkaç on yıl içinde, Şii karşıtı Mutezili çevrelerde Şiilere yönelik bir ithama dönüşmüştür.
Peki asıl soru şudur: Eğer Kur'an'ın tahrifi inancı eski ve bâtınî Şiiliğin temel ilkelerinden biri olsaydı, neden Şiilik muhalifleri üçüncü yüzyılın sonlarına kadar kendi kitaplarında, reddiyelerinde ve Şii karşıtı nakillerinde bundan hiç bahsetmediler? İslam dininde Kur'an'dan daha önemli bir şey mi var? Neden ilk iki üç asırdaki mezhepsel tartışmalarda kimse Şiileri "Siz Kur'an'ın tahrif edildiğine inanıyorsunuz" diye suçlamamıştır? Hicri ikinci yüzyıldan günümüze ulaşan birkaç metinde, örneğin İbadîlerin yakın zamanda keşfedilip gün yüzüne çıkan ve yayımlanan metinlerinde, Şiilere yönelik onca farklı suçlamaya rağmen Kur'an'ın tahrifi meselesinden hiç söz edilmemiştir. Üçüncü yüzyılın ilk yarısında Bağdat Ehl-i Hadisi Şiilere ve Râfızîlere yönelik en ağır saldırıları yapmış olmalarına rağmen, hiçbirisi bu konudan bahsetmemiştir. Örneğin, Ahmed b. Hanbel'e atfedilen ve içinde Râfızîler ile onların inançlarının tartışıldığı akaidle ilgili birkaç metinde, Kur'an'ın tahrifi konusuna kesinlikle değinilmemektedir (aynı dönemde Hâris el-Muhâsibî'nin eserlerinde de böyle bir şeye rastlanmaz). İmam Kâsım b. İbrahim er-Ressî'nin üçüncü yüzyılın başlarına ait er-Red 'ale'r-Râfıza metninde (ve aynı şekilde kendisine aidiyeti konusunda bazı şüpheler bulunsa da ona atfedilen er-Red 'ale'r-Revâfız eserinde), yazarın ifadesiyle Şiilerin kabul edilemez çeşitli inançlarına değinilmesine rağmen Kur'an'ın tahrifi ithamından hiçbir iz yoktur. Daha önce bir makalede, Fazl b. Şâzân'ın üçüncü yüzyılın ortalarında kaleme aldığı el-Îzâh adlı kitabında Kur'an'ın bütünlüğünü açıkça savunduğunu ve buna mukabil, Sünni muhalifleri Kur'an mushaflarında tahriflerin ve ihtilafların bulunduğuna inanmakla suçladığını yazmıştık.
Gerçek şu ki, bu inanç Şiilerin sınırlı bir kesimi arasında, sadece üçüncü yüzyılın son iki üç on yılında, Sayın Hüseyin Müderrisî'nin tahrif hakkındaki makalesinde son derece iyi bir şekilde tartıştığı nedenlerden ötürü yaygınlık kazandı ve daha sonra Şiilik muhalifleri tarafından bir itham olarak tüm Şiilere mal edildi. Şiiler arasında, Ehl-i Sünnet'in bazı tartışma ve rivayetlerinden etkilenerek bu inancı ortaya atan ilk gruplar; Kûfe ve özellikle Basra ve Bağdat'taki gulâtın (aşırıcıların) bazı kesimleri, daha sonraları ise Şiiler arasındaki Ahmed b. Muhammed es-Seyyârî gibi birtakım güvenilir olmayan muhaddislerdi. Bu inanç, İmamiyye kelamcıları ve teorisyenleri (ehl-i nazar) tarafından çok geçmeden reddedilmiştir.
(13 Ekim 2019)
Prof. Dr. Hassan Farhang Ansari, İslam düşünce tarihi, felsefe, kelam (Mutezile, Zeydiyye, İmamiyye) ve İslam yazmaları alanlarında uzmanlaşmış bir akademisyendir. Geleneksel medrese eğitiminde içtihat makamına ulaşmasının ardından Tahran Üniversitesi (1993) ve Lübnan Üniversitesi'nde (1997) lisans, Paris Sorbonne-EPHE'de (2009) doktora eğitimini tamamlamıştır. Kariyeri boyunca Tahran Büyük İslam Ansiklopedisi Merkezi (1989-2002) ve Berlin Hür Üniversitesi'nde (2005-2013) araştırmacı olarak görev yapan Ansari, 2013 yılından bu yana Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsü'nde (IAS) daimi üye ve misafir profesör olarak çalışmaktadır. Önemli eserleri arasında Studies in Medieval Islamic Intellectual Traditions (2017), L'imamat et l'Occultation selon l'imamisme ve eş editörlüğünü yaptığı Accusations of Unbelief in Islam: A Diachronic Perspective on Takfir bulunmaktadır. Kendisi ayrıca Sabine Schmidtke ile birlikte "Zaydi Manuscript Tradition" projesini yürütmekte ve Brill tarafından yayımlanan Shii Studies Review dergisinin yönetici editörlüğünü üstlenmektedir.
Kaynak: https://ansari.kateban.com/post/4221
Çeviri: Medya Şafak