Hasan Farhan el-Maliki (1): Halife Osman döneminde namazın nasıl kılındığı bile unutulmuştu / Sahabî Enes b. Malik: Hz. Peygamber’den sadece kelime-i tevhid kaldı
- Medyasafak.net
- EHL-İ BEYT OKULU
- 22.07.2026
Demek ki o dönemde namazın nasıl kılındığı unutulmuştu. Mutarrif ona soruyor: '[Hz. Ali] Namazda ne yaptı?' (İmran) Dedi ki: 'Kalkarken tekbir getirdi, secdeye gittiğinde tekbir getirdi…' Düşünün, bunlar (tekbir getirmek) bile artık unutulmuştu!
Hasan Farhan el-Maliki (Arapça: حسن بن فرحان المالكي), Suudi Arabistanlı araştırmacı, yazar, tarihçi ve İslam âlimidir. 1970 yılında Suudi Arabistan'ın Cizan bölgesinde doğmuştur. Özellikle erken dönem İslam tarihi, hadis tenkidi, insan hakları ve mezhepçilik karşıtı yenilikçi/eleştirel görüşleriyle İslam dünyasında hem ciddi bir takipçi kitlesi edinmiş hem de sert tartışmaların odağı olmuştur. En son Eylül 2017'de tutuklanmış olup, Suudi savcılığı tarafından hakkında idam cezası talep edilmiştir. Mevcut ve ulaşılabilir son bilgilere göre Hasan Farhan el-Maliki halen cezaevindedir.
"Daha önce de belirttiğimiz gibi, siyer (Peygamber'in hayatı) bize olduğu gibi aktarılmadı; Kur'an'ın aktarıldığı hassasiyetle aktarılmadı. Siyer ve megazi (savaşlar) kitapları, olayları aktarmada pek güvenilir değildi. Zaten bunlar çok sonradan, egemen otoriteye bağlı kişiler tarafından yazılmıştır.
Yazılan ilk siyer, bahsettiğimiz gibi hicri 94 yılında vefat eden Urve bin Zübeyr'in, hicrî 105 yılında vefat eden Eban bin Osman bin Affan'ın siyerleriydi. Sonra (hicrî 124'te vefat eden) Zühri, (hicrî 150'de vefat eden) İbn İshak geldi. Ancak bu kişiler geldiklerinde toplumdaki kültür çoktan değişmişti.
O dönemde namaz bile unutulmuştu! Doğrudan namazın, yani nasıl kılınacağının unutulması Halife Osman döneminin sonlarına dayanır.
Nitekim Sahih-i Buharî'de, Mutarrif bin Abdullah bin eş-Şıhhîr'in hadisinde geçtiği üzere, o, İmran bin Husayn ile birlikte Cemel Vakası'ndan sonra Basra'da İmam Ali'nin arkasında namaz kılmıştır. Namazdan çıkınca İmran şöyle demiştir: 'Bu adam bize Peygamber (s.a.a.) ile kıldığımız namazı hatırlattı!'
Demek ki o dönemde namazın nasıl kılındığı unutulmuştu. Mutarrif ona soruyor: 'Namazda ne yaptı?' (İmran) Dedi ki: 'Kalkarken tekbir getirdi, secdeye gittiğinde tekbir getirdi…' Düşünün, bunlar (tekbir getirmek) bile artık unutulmuştu!
Müslümanlar ilmi kaybetmeye, dahası her gün kıldıkları namazı, namazın nasıl kılınacağını bile unutmaya bu kadar yatkınlarsa, Hz. Peygamber'in siyerinden (tarihinden) ne bekleyebiliriz ki?
Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği İmran bin Husayn hadisi tek örnek de değildir. Aynı zamanda Sahih-i Buharî'de Zührî kanalıyla Enes bin Malik'ten gelen bir hadis daha var. Enes şöyle demiştir: 'Vallahi, La ilahe illallah (kelime-i tevhid) hariç, Peygamber (s.a.a.) döneminde var olan hiçbir şeyin olduğu gibi kaldığını görmüyorum.'
Bunu Abdülmelik bin Mervan'a veya yaklaşık hicri 90 yılında Velid bin Abdülmelik'e söylemişti. Ona dediler ki: 'Ey Ebu Hamza! Peki ya namaz? (Sadece kelime-i tevhid mi kaldı, namaz baki değil mi?)' Dedi ki: 'Namazın içinde yapmadığınızı bırakmadınız (onu da ne hale getirdiğinizi biliyorsunuz)!' O da İmran bin Husayn'ın bahsettiği, namazdaki değişikliğe ve nasıl kılındığının unutulmasına işaret ediyordu.
Hâfız'ın Fethu'l-Bârî'de açıkladığı gibi, üç farz namazı akşam vaktinde birleştiriyorlardı! Burada Fethu'l-Bârî'den kastım Hicri 795'te vefat eden İbn Receb el-Hanbelî'nin Fethu'l-Bârî'si... Ayrıca bir Fethu'l-Bârî daha var; hicri 852'de vefat eden İbn Hacer eş-Şafiî'nin Fethu'l-Bârî'si... Her iki kitapta da 'Namaz Vakitleri' bölümüne bakın; Enes bin Malik'in bu hadisini göreceksiniz.
Özellikle İbn Receb el-Hanbelî –Allah onu hayırla mükâfatlandırsın– ilk asırda, Emeviler dönemindeki namazın durumu hakkında çok ama çok şaşırtıcı rivayetler nakletmiştir. Tabiin dönemindekilerin nasıl göz ucuyla (ima ile) namaz kıldıkları, evde namaz kılmadıklarına dair kendilerine nasıl yemin ettirildiği, mescitten çıkınca evde namaz kılmamaları için nasıl baskı yapıldığı, üç namazın tek bir vakitte nasıl birleştirildiği... Sahabe kılıç (ölüm) korkusundan dolayı namaz vakitlerinin doğrusunu bile söyleyemiyordu! Emeviler döneminde sahabiler zaten çok azınlıktaydılar!
Eğer namazın durumu buysa, siyerin (tarihin) durumu nasıldır varın bir düşünün!
Elbette ders kitaplarının, Batılıların, Doğuluların ve diğerlerinin bizim tarihimizi incelerken zannettikleri gibi bu işlerin çok normal şartlar altında gerçekleştiğini düşünmemeliyiz. 'Bu ilmi ilk defa şu kişi topladı, bu kişiyle oturup kalkardı' filan gibi... Ey cemaat hayır, şartlar bundan çok daha zordu! Katliamlar yaşandı, Kâbe bile yıkıldı, Medine yağmalandı, Peygamber'in torunları boğazlandı, Peygamber'in sevdiklerinin, Bedir ehlinin başları kesildi! Ancak o günlerin kültürüyle ortaya konanlara gelince; şüphesiz tarih o kültüre göre şekillenmiş ve inançların içine de Cebriye (kadercilik) ve Teşbih (Allah'ı yaratılanlara benzetme) akımları girmiştir.
Ehli Kitap, daha önce bahsettiğimiz gibi, bizzat Hz. Peygamber döneminde bile Müslümanları saptırmak için çaba gösteriyordu. Peki Peygamber'den sonra hiç mi bu yolda uğraşmadılar sanıyorsunuz?
Tarihimiz birbiriyle bağlantılıdır. Düşüncelerin tarihi, olayların tarihini etkiler…”
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=UAyaZD9itX4
Çeviri: Medya Şafak