Mirza Kummî'nin (ö. 1810) inanç esaslarında şüpheye düşen kimse hakkındaki fetvası
- Medyasafak.net
- EHL-İ BEYT OKULU
- 30.05.2026
Kişinin hiçbir kusuru (taksiratı) olmaksızın ve zihnini tamamen arındırarak düşünüp çabaladıktan (içtihattan) sonra içinde hâlâ bir şüphe kalırsa, o da mazur sayılmalıdır; çünkü güç yetirilemeyen şeyi teklif etmek (teklif-i mâ lâ yutâk/kapasitenin üstünde yükümlülük yüklemek) aklen çirkindir (kabihtir).
Soru
Bir kimse dininin usulü (inanç esasları) hakkında şüpheye düşerse (Allah var mıdır, yok mudur? Muhammed (s.a.a.) Allah'ın elçisi midir, değil midir? Kıyamet kopacak mıdır, kopmayacak mıdır?) ve kelam ile hikmet (felsefe) ilminde zikredilen deliller o kişi için ikna edici olmuyor (yakîn/kesinlik sağlamıyor) ve delillerin durumları üzerinde ne kadar çok düşünürse, şüpheleri ve vehimleri o kadar artıyorsa; kendi iç dünyasını yokladığında, zikredilen inanç esaslarına inanmayı ve kalpten tasdik etmeyi çok istediğini görüyorsa, ancak şu ana kadar onun için bir kesinlik hasıl olmamışsa ve sürekli bir ıstırap, korku ve dehşet içindeyse ve gece gündüz ağlıyorsa (bâkî fî ânâi'l-leyl ve etrâfi'n-nehâr)…
İstirhamım bu kişinin dini yükümlülüğünün ne olduğunu açıklamanızdır. O Müslüman mıdır yoksa kâfir mi? Taklit etmeli midir, etmemeli mi? Eğer kalbini zikredilen inanç esaslarına kesin bir inanç) olmaksızın bağlarsa, bu iyi midir, değil mi? Şeriatta onun yükümlülüğü olan şeyleri elinden geldiğince yerine getirirse, amelleri sahih (geçerli) mi olur, yoksa fasit (geçersiz) mi? (Arz edilen hususların şerefli hattınızla yazılıp mühürlenmesini rica ederim).
Cevap
... Eğer kişi gerçekten kendi inançlarında (ve dinin asıllarında) şüphe içindeyse; o zaman ya yakîn (kesin bilgi) elde etmede kusurludur (taksiratı vardır/mükassirdir) ya da kusursuzdur-mazurdur (mükassir değildir). Kusurlu olan mazur görülmez.
Kusursuz olan (gayr-i mükassir) kimseye gelince; eğer yakîn elde edememesi hususunda kendisi için geçerli bir mazeretin bulunması mümkünse, o kişi mazurdur. Eğer onun hakkında bir mazeretin kabul edilmesi mümkün değilse, o mazur görülmez.
Bu hükümlerde dinin usulüne dair meseleler farklılık gösterir. Aynı şekilde kişiler de bu anlamda birbirinden farklıdır. Örneğin imamet meselesi, Şii âlimleriyle görüşme ve kaynaşma fırsatı bulamamış olan avam (sıradan) Ehl-i Sünnet halkı için şöyledir: Onlar sırf kendi mezheplerinden başka bir mezhebin var olduğunu duymakla inançlarında sarsıntı yaşamazlar ve kendi inançlarında kesin kararlı kalmayı sürdürürler. Zihinlerinden araştırma ve inceleme yapmanın gerekli olduğu ve 'belki bu (diğer) mezhep hak, bizimki bâtıldır' düşüncesi asla geçmez. Aynı şekilde kâfir beldelerindeki Yahudi ve Hıristiyanların avamı da böyledir. Kısacası; gafil olan cahil şüphesiz ki mazurdur ve cehalet ile gafletin varsayılması nadir bir durum da değildir.
Fakat Yaratıcının (Sâni'in) varlığı, Ahir Zaman Peygamberinin hakikati ve hatta ahiret (mead) gibi meseleler, İslam beldelerindeki halkın çoğuna, özellikle de ilim talebelerine ve âlimlere gizli kalacak türden meseleler değildir. Ancak çok uzak bir ihtimalle, kişinin hiçbir kusuru (taksiratı) olmaksızın ve zihnini tamamen arındırarak düşünüp çabaladıktan (içtihattan) sonra içinde hâlâ bir şüphe kalırsa, o da mazur sayılmalıdır; çünkü güç yetirilemeyen şeyi teklif etmek (teklif-i mâ lâ yutâk/kapasitenin üstünde yükümlülük yüklemek) aklen çirkindir (kabihtir).
Peki, yakîn (kesin bilgi) elde etmek mümkün olmadıktan sonra kişi zanna (kuvvetli ihtimale) dayanabilir mi? (Evet) dayanabilir. Ve o kişi yine Müslümandır; hatta şüphe mertebesinde kalsa bile onun kâfir olduğuna hükmetmek zordur. Yani zahirî (dünyevi/görünürdeki) küfürden bahsediyorum. Aksi takdirde, azap göreceği anlamında uhrevi (kıyametlik) küfre hükmetmek için hiçbir delil bulunmamaktadır; bilakis bunun aksine bir delil vardır ki o da, güç yetirilemeyen şeyle sorumlu tutmanın (teklif-i mâ lâ yutâk) çirkinliği ve (eğer azap ederse) Allah'a zulüm atfetmenin gerekliliğidir (ki Allah zulümden münezzehtir).
Zahirî küfre gelince; yani kestiği hayvanın haram olması vs gibi hususlarda, şüphe durumunda buna hükmetmek de zikredildiği gibi zordur.
Şüphe edenin kâfir olduğuna dair gelen pek çok hadis ise; örneğin İmam Sadık'tan (a.s) rivayet edilen Abdullah bin Sinan'ın sahih hadisindeki "Kim Yüce Allah ve O'nun Resulü (s.a.a.) hakkında şüpheye düşerse, o kâfirdir" [el-Kâfî 2: 386] ve diğerleri [Vesâilu'ş-Şia 28: 355], çaba göstermede kusurlu olan (mükassir) kişiye ya da şüphe ettiği halde inatla inkâr eden (câhid) kişiye hamledilir (yorumlanır). Çünkü şüphe, inkârı (cuhud'u) gerektirmez; inkâr etmiyorsa en azından kişinin hayrette (şaşkınlıkta) kalması gerekir. Bu iki yorumun (hamlin) delilleri de hadislerde mevcuttur.
[Câmiu'ş-Şetât, c. 1, s. 88]
Kaynak: t.me/jafarian1964 (Resul Caferiyan)
Medya Şafak