Hasan Farhan el-Maliki (6): Yezid bin Muaviye'nin, İmam Hüseyin'in başını gördüğünde okuduğu şiir ve bir analiz

Hasan Farhan el-Maliki (6): Yezid bin Muaviye'nin, İmam Hüseyin'in başını gördüğünde okuduğu şiir ve bir analiz
Tabii Yasin Suresi, Mekkî surelerin son inenlerindendir. "Onların çoğunun üzerine o söz hak olmuştur, artık iman etmezler." Peki biz, Kureyş çoğunluğu üzerine o sözün hak olduğu konusunda Allah'ı mı tasdik edeceğiz yoksa başkalarını mı? Çünkü bu hitabın doğrudan muhatapları onlardır.

 

 

 

Hasan Farhan el-Maliki (Arapça: حسن بن فرحان المالكي), Suudi Arabistanlı araştırmacı, yazar, tarihçi ve İslam âlimidir. 1970 yılında Suudi Arabistan'ın Cizan bölgesinde doğmuştur. Özellikle erken dönem İslam tarihi, hadis tenkidi, insan hakları ve mezhepçilik karşıtı yenilikçi/eleştirel görüşleriyle İslam dünyasında hem ciddi bir takipçi kitlesi edinmiş hem de sert tartışmaların odağı olmuştur. En son Eylül 2017'de tutuklanmış olup, Suudi savcılığı tarafından hakkında idam cezası talep edilmiştir. Mevcut ve ulaşılabilir son bilgilere göre Hasan Farhan el-Maliki halen cezaevindedir.

 

Yezîd b. Muâviye'nin önüne başlar ilk konulduğu anda söylediği ve mutlaka üzerinde durulması gereken bir şiir vardır. Bu şiir, Yezîd'den birden fazla tarikle sabit olmuştur. Bununla birlikte ez-Zehebî'nin râvilerin biyografilerinde naklettiği bir rivayet mevcuttur. Bunun aslı, İbn Asâkir'in Târîhu Dımeşk adlı eserinde Yezîd'in dadılarından Riyye'nin biyografisinde geçer ve isnadı da bunu destekler. Peki, aslen kime ait olduğunu söyleyeceğimiz bu şiirde ne denilmektedir?

 

Bu şiir aslında İbnü'z-Ziba'râ'ya aittir. Bu kişi, Cumahoğulları'na mensup Kureyşli bir şairdi; Hz. Peygamber'e (s.a.v.) karşıydı ve Hz. Peygamber'in savaşları döneminde onu hicveder, Hassân b. Sâbit de ona cevap verirdi. Önceki bir bölümde belirttiğim gibi Emevîler, Hz. Peygamber'in hicvedildiği şiirleri toplamakla birilerini görevlendirmişlerdi. Minberlerde İmam Ali'ye lanet okumalarının yanı sıra... Bu durum, "Ali'ye ancak münafık buğzeder" hadisinin tecellilerinden biridir. Ayrıca Kureyşli kâfir şairlerin Hz. Peygamber'i (s.a.v.) kötülediği şiirleri kendi aralarında, dinlenme ve sohbet vakitlerinde okuyup müzakere ediyorlardı. Nitekim Hâfız İbn Hacer'in Tehzîbü't-Tehzîb adlı eserindeki biyografisinde yer aldığı üzere, Hâlid b. Seleme el-Mahzûmî adında bir muhaddisin, Hz. Peygamber'i (s.a.v.) hicveden şiirleri toplamakla görevlendirildiğinden bahsetmiştik. Tabii bu olay Mervânîler dönemine aittir, ancak bahsettiğimiz Süfyânîler döneminde de muhtemelen başkaları görevlendirilmişti.

 

Yezîd, "Cennet gençlerinin efendisi (seyyidi)" ve Hz. Peygamber'in bir parçası olan, bizzat Peygamber'in, "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim; Hüseyin'i seveni Allah sever. Hüseyin torunlardan (esbât) bir torundur (sıbt)." (Elbânî bu hadisi es-Silsiletü's-Sahîha eserinde -sanırım ikinci ciltte fihristten teyit edebilirsiniz- sahih saymıştır) dediği kişinin mübarek başı önüne konulduğunda, İbnü'z-Ziba'râ'nın şiirini okuyarak şöyle der:


 

"Keşke Bedir'de bulunan büyüklerim, Hazrec'in mızrak darbelerinden sızlanmasını görselerdi.

Görselerdi de sevinç çığlıkları atıp şöyle deselerdi: Ey Yezîd, ellerin dert görmesin!

Biz onların efendilerinden ulu kişileri öldürdük. Bedir'in intikamını aldık ve hesap eşitlendi."

 

Tabii ilk beyit İbnü'z-Ziba'râ'ya aittir: "Keşke Bedir'deki büyüklerim görseydi". Yani bunu İbnü'z-Ziba'râ, Uhud Savaşı'ndan, Hz. Hamza'nın şehit edilmesinden sonra söylemişti. Dedi ki, keşke Bedir'de öldürülen büyükleri Utbe b. Rebîa, Velîd b. Utbe ve Ebû Cehil görseydi. "Hazrec'in..." Hazrec, Ensar'ın büyük bir grubuydu. Ensar, Evs ve Hazrec'den oluşurdu; Evs, Ensar'ın yaklaşık üçte biri veya daha azıydı, belki dörtte biriydi. Medine'de asıl çoğunluk Hazrec'deydi. Bedir ve Uhud savaşlarını inceleyen biri, şehitlerin daha çok Hazrec'den olduğunu görür. Daha doğrusu Uhud... Aynı zamanda Bedir'e katılanlara da bakarsanız, Bedir'e katılan sahabeleri saydığınızda Hazrec'den yaklaşık 170 kişi bulursunuz; yani belki Müslümanların yarısı. Geri kalan yarısı ise Evs ve Muhacirlerden oluşuyordu. İbnü'z-Ziba'râ da işte buna vurgu yaptı: "Keşke Bedir'de bulunan büyüklerim, Hazrec'in mızrak darbelerinden sızlanmasını görselerdi de sevinç çığlıkları atsalardı. Ve sevinç çığlıkları atıp şöyle deselerdi: Ey Yezîd, ellerin dert görmesin."

 

Bu ilaveyi Yezîd değiştirerek uyarlamıştır; aslen İbnü'z-Ziba'râ'nın beyti farklıydı. "Biz onların efendilerinden ulu kişileri öldürdük. Bedir'in intikamını aldık ve hesap eşitlendi." Yani İbnü'z-Ziba'râ, Uhud gününün Bedir'i eşitlediğini düşünüyordu; Yezîd ise Kerbela günündeki zaferinin Bedir'i eşitlediğini düşünüyordu.

 

Yezîd buna şu beyitleri de eklemiştir:


 

"Hâşimoğulları krallıkla (mülkle) oynadılar; ne gelen bir haber var, ne de inen bir vahiy.

Eğer Ahmed oğullarının (Hz. Peygamber'in soyunun) yaptıklarının intikamını almazsam Hındıf soyundan değilim."

 

Bu elbette bir küfürdür, apaçık bir küfürdür. Yezîd'i seven, ona rahmet okuyan, onun cennetlik olduğunu söyleyip oradan buradan hadisler getiren kişilere şaşıyorum! Sanki birinci asırda (ilk yüzyılda) Yezîd b. Muâviye'den başkası yokmuş gibi... O birinci asırda Müseylimetü'l-Kezzâb da vardı, Ebû Cehil de vardı, bütün münafıklar da oradaydı. Sizin mantığınızla, İbn Sebe de vardı. Bana göre İbn Sebe bir efsanedir, yani rolü itibarıyla efsanedir; fitnede böyle bir gerçekliği yoktur. Belki ontolojik bir gerçekliği vardır ama oynadığı rolde yoktur. Hariciler de hakeza. Peki, neden zalimler söz konusu olduğunda birinci asrın faziletlerini zikrediyorsunuz da, salih insanlar gündeme geldiğinde birinci asrı hatırlamıyor, unutuyorsunuz?

 

İşte o, "Hâşimoğulları krallıkla oynadılar, ne bir haber geldi, ne de bir vahiy indi" dediğinde, bu aslında köklü bir akidedir; yani Kureyş'te köklü bir zihniyettir. Bunu böyle görüyorlar; pek çoğu böyle görüyor. Hatta el-Hâkim en-Nîsâbûrî, Tulekâ'nın (Mekke'nin fethinde affedilenlerin) Müslüman oluşundan bahsederken "İçlerinde ne gizlediklerini ve neye inandıklarını en iyi Allah bilir!" demiştir. Yani burada bir şüphe vardır.

 

Tabii bunun Kur'an'da da bir temeli var. Bu inattan önce Allah Teâlâ, Yasin Suresi'nde şöyle buyurmuştur: "Yâ Sîn. Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, sen şüphesiz gönderilen peygamberlerdensin. Doğru bir yol üzerindesin. (Bu Kur'an), üstün ve çok merhametli olan Allah tarafından indirilmiştir; ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için. Andolsun ki onların çoğunun üzerine o söz hak olmuştur, artık onlar iman etmezler." Allah Kur'an'da sözün hak olduğunu söylüyor. Tabii Yasin Suresi, Mekkî surelerin son inenlerindendir. "Onların çoğunun üzerine o söz hak olmuştur, artık iman etmezler." Peki biz, Kureyş çoğunluğu üzerine o sözün hak olduğu konusunda Allah'ı mı tasdik edeceğiz yoksa başkalarını mı? Çünkü bu hitabın doğrudan muhatapları onlardır. Yani biz avam inançlarımızda "Hayır, Kureyş'in çoğu Müslüman olmuştur, sadece Bedir'de 70, Uhud'da 24, Mekke'nin fethinde de 4-5 kişi öldürüldü" diyoruz. Yani toplamda sapkınlık, küfür üzere ölen yaklaşık yüz kişidir, geri kalan Kureyş ise bize göre Mekke'nin fethinde Müslüman olmuştur. Bizde Tulekâ'dan iki bin kişinin Müslüman olduğu mütalaa edilir. Oysa Kur'an, onların çoğunluğunun asla iman etmeyeceğini söylüyor. Biz ise halk inançlarımızda çoğunluğun iman ettiğini söylüyoruz. O hâlde Kur'an ile bizim aramızda bir çatışma söz konusudur. Ya Kur'an ya da biz daha doğruyuz. İkisinden biri!

 

Yezîd buna bir örnektir. Zihniyetlerinin nasıl olduğunu, Allah'ın yardımını ve fethini nasıl anladıklarını belirttik. Ancak Yezîd ve onun şiirine gelince, o aslında peygamberliğe zaten inanmamaktadır. Bunu, onun kendi beyitlerinden anlıyoruz ki, dediğimiz gibi, çeşitli isnadlarla ondan sabit olmuştur; bunlardan biri İbn Asâkir'in Târîh’inde Yezîd'in dadısı Riyye'nin biyografisinde geçer ve ez-Zehebî de Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ adlı eserinde bu rivayete yer vermiş ve “doğruluğu hâlinde Yezîd'in kesinlikle kâfir olacağı” yönündeki sert değerlendirmesiyle bu konudaki kanaati güçlendirmiştir.

 

 

EK: (MEDYA ŞAFAK)

 

El-Maliki’nin "Bu şiir Yezîd'den birden fazla tarikle (isnad/rivayet zinciriyle) sabit olmuştur" derken kastettiği tarihsel kanallar, hem Sünnî hem de Şiî tarih kaynaklarında yer alan ve Yezîd'in Kerbela sonrası sarayında bu şiiri okuduğunu aktaran farklı rivayet yollarıdır.

 

İslam tarihçileri ve kelamcıları bu olayı ve şiiri aktarırken genellikle şu temel "tariklere" ve kaynaklara dayanırlar:

 

1. Riyye (Yezîd'in Dadısı) Tariki

Konuşmada da bahsedilen ve İbn Asâkir'in Târîhu Dımeşk adlı eserinde geçen yoldur. Ebû Hamza b. Yezîd el-Hadramî'nin, Yezîd'in dadısı Riyye'den bizzat duyarak aktardığı rivayettir. Zehebî de Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'da bu tariki kullanmıştır.

 

2. İmam Şa'bî Tariki

Tâbiînin büyük âlimlerinden Âmir eş-Şa'bî kanalıyla gelen rivayettir. Ünlü Sünnî âlim Sıbt İbnü'l-Cevzî (ö. 654), Tezkiretü'l-Havâs adlı eserinde İmam Şa'bî'nin şöyle dediğini aktarır: "Yezîd bu şiire şu beyitleri (küfür içeren kısmı) ekledi: 'Hâşimoğulları krallıkla oynadılar, ne bir haber geldi ne de bir vahiy indi...'"

 

3. Mücâhid b. Cebr Tariki

Yine Tâbiînin en büyük müfessirlerinden Mücâhid'den gelen bir nakildir. Kaynaklarda Mücâhid'in, Yezîd'in Hz. Hüseyin'in kesik başı önünde bu şiiri okuduğunu gördüğü/duyduğu ve bunun üzerine "Vallahi o münafıklık yaptı (dinden çıktı). O bu sözü söyledikten sonra ordusunda bulunan herkes onu kınayıp terk etti." dediği aktarılır.

 

4. Ebû Mihnef Tariki (Tarihçilerin Ana Kaynağı)

İlk dönem İslam tarihçisi Ebû Mihnef (Lût b. Yahyâ), Maktelü'l-Hüseyin adlı eserinde bu olayı şahitlerin anlatımlarına dayanarak detaylıca verir. Taberî gibi dev tarihçiler Kerbela olayını büyük ölçüde Ebû Mihnef'in topladığı rivayet zincirlerinden aktarmıştır.

 

5. Taftazânî ve "Manevî Tevatür" İddiası

Büyük Sünnî kelamcı Sâdeddîn et-Taftazânî (ö. 792), Şerhu'l-Akâidi'n-Nesefiyye adlı meşhur kelam kitabında meseleyi tek bir senede bağlamaz. O, Yezîd'in Hz. Hüseyin'in katline sevinmesinin ve bu minvaldeki şiirleri okumasının detaylarda farklılıklar olsa da "manevî tevatür" (yalan üzere birleşmesi imkânsız bir çoğunluk tarafından aktarılma) derecesine ulaştığını, dolayısıyla Yezîd'e lanet etmenin caiz olduğunu savunur.

 

Farklı Âlimlerin Bu Tariklere Yaklaşımı:

Bu rivayet yolları çeşitli kaynaklarda (Örn: Hârizmî'nin Maktelü'l-Hüseyin'i, Bîrûnî'nin el-Âsâru'l-Bâkiye'si, İbnü'l-Cevzî'nin er-Red 'ale'l-Müteassıbi'l-'Anîd'i) geçse de Sünnî ulema arasında bu şiirin küfür içeren kısmının ("ne vahiy geldi ne haber") kime ait olduğu konusunda ihtilaf vardır:


 

  • İbn Kesîr gibi bazı tarihçiler, el-Bidâye ve'n-Nihâye'de şiirin ilk kısmının (Bedir intikamı) Yezîd tarafından okunduğunu kabul etmeye yatkın olsalar da, küfür içeren kısmın Râfızîler (aşırı Şiiler) tarafından Yezîd'i karalamak için sonradan eklendiğini savunur ve "Eğer o dediyse Allah'ın laneti onun üzerine olsun, kim uydurduysa onun üzerine olsun" der.

 

  • İbnü'l-Cevzî ve Taftazânî gibi Sünnî âlimler ise bu tariklerin toplamının Yezîd'in niyetini ve dinden çıkaran sözlerini ispatladığı görüşündedir. Yazarın "birden fazla tarikle sabittir" derken dayandığı tarihsel altyapı bu geniş rivayet ağıdır.

 

 

 

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=a3N8O7c_RBI

 

 

Medya Şafak