slogan
     

Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (8)

30 Nisan 2013 Salı

Derslerin çevirisini sürdürüyoruz...

Ayetullah Kemal Haydari'den Sekaleyn Hadisi Dersleri (8)
 

27/06/2010
 

- Rahman Rahim Allah'ın Adıyla, Hamd Allah'a özgüdür. Salat ve Selam Allah'ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a), tertemiz Âline, seçkin değerli sahabelerine olsun.
 

Allah'ın selam, rahmet ve bereketi değerli izleyicilerimize olsun. Sizinle ‘Mehdilik Meselesi' programının yeni bir bölümünde ‘Sened ve Delalet Açısından Sekaleyn Hadisi' konusunun sekizinci kısmında birlikteyiz. Sizin adınıza değerli konuğumuz Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey'i selamlıyoruz. Hoş geldiniz Seyyid Kemal Haydari Bey!

- Hoş bulduk.
 

- Efendim, öyle anlaşılıyor ki programa ilişkin bir hazırlığınız var, buyurunuz.
 

- Koğulmuş şeytandan Allah'a sığınır ve Rahman Rahim olan O'nun yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a) ve tertemiz âline olsun.
 

Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantını incelemeye geçtiğimizde programı bitirmiştik. Bizler önceki programlarda televizyon kanallarında, söz aralarında, ilmi incelemelerde, makalelerde ve eserlerde hadisin bu varyantına revaç kazandırma çabalarının olduğunu belirtmiştik. Öyle bir atmosfer oluşmuştur ki sanki hadisin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantı asli varyanttır, sonradan birileri çıkmış ve hadisin ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' şeklinde de varid olduğunu söylemiştir. Sanki Hz. Resulullah'tan (s.a.a) aktarılan sahih ve kesin asli sığa ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklinde olanıdır; ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' şeklindeki ifade de bilinmeyen, zayıf senedli bir nakildir.
 

Önceki programda değerli izleyicilerden Sekaleyn hadisini ele aldığımız bundan önceki ve bundan sonraki programları dikkatlice dinlemelerini kendilerinden istirham etmiştik. Bizler hadisin  ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' şeklindeki varyantını tam altı programda işledik. Altıncı programda hadisin bu varyantının mütevatir olduğunu, 20'den fazla sahabi tarafından rivayet edilmiş olduğunu, Allame Albani'nin belirttiği gibi mütabaet ve şahidlerle sahih ve hasen li-ğayrihi olanlar bir yana onlarca sahih ve hasen kanaldan nakledilmiş olduğunu açıklamıştık. Programın sonunda da Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sahih bir isnad zinciriyle aktarılmış olup olmadığını görebilmek için konuyu hadisin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantına getirdik.
 

Aziz kardeşimizin belirttiği şu girişe de işaret etmek istiyoruz. Değerli izleyiciler, ilmi emanet ve sorumluluk duygusunun Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' şeklindeki varyantını aktaranlarda mı, yoksa hadisin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantını nakledenlerde mi olduğunu göreceklerdir. Niçin bu girişe işaret ettik? Televizyon kanallarında, mescidlerde ve sohbet halkalarında yapılan açıklamalarda bazılarının şöyle bir yargıya odaklandıklarını görüyoruz: Ehl-i Beyt Medresesi'ne bağlı bilginlerin dini açıklamaları çok büyük oranda yalandır, bir gerçekliğe sahip değildir, Allah ve Resulü'ne yalan isnad etmektedirler, Ehl-i Beyt adına yalan söylemektedirler. Hatta bu türden söyleyenlerden bazılarının açıklamalarının daha da ileri boyutlara vardığını görmekteyiz. Ehl-i Beyt Medresesi'ne bağlı bilginlerin hadis, tefsir, cerh ve tadil ilmi gibi ilimlerden haberdar olmadıkları, bilgiden yoksun oldukları türünden açıklamaları da televizyon kanallarına çıkan kimselerin dillerinden işitmekteyiz. Bu tür sözlerin kaynağı ve neşet ettiği noktaya ulaşmak için bu konuyu araştırdık. Değerli izleyicilerin açıklamalarımıza dikkat etmelerini istiyoruz. Bir neticeye ulaştık. Değerli izleyiciler bu açıklamaların büyük bir çoğunluğunu garip görmesinler. Zira konuşanların hemen hemen bütününün bu metot üzere konuştuklarını ve açıklamalarda bulunduklarını göreceklerdir.
 

Bu bağlamda İbn Teymiyye'nin açıklamaları böyle bir suçlamanın tarihsel arka planını çözmek açısından önemlidir. İbn Teymiyye, Minhacü's-Sünne adlı eserinde şöyle demektedir: “Rafızilerin şeyhleri arasında herhangi bir İslami ilimde imam olabilecek hiçbir kimse bulunmamaktadır. Onlar ne hadis, ne fıkıh, ne tefsir ne de Kur'an ilimlerinde bilgi sahibidirler.” (1) Yani İbn Teymiyye, Ehl-i Beyt Medresesi bilginlerinin arasında hiçbir bilginin bulunmadığını düşünmekte ve onları cahiller topluluğu olarak tasavvur etmektedir. İbn Teymiyye işi burada bırakmıyor, daha ileri götürüyor ve şöyle diyor: “Rafızi şeyhler ya cahildir ya da zındıktır.” (2)
 

Bu ifadeler bazılarının televizyona çıkıp kendisine nispet edilmekle övündükleri İbn Teymiyye'ye aittir. En azından gidiniz, bilginlerinizin eserlerine bakınız, intisap etmekle övündüğünüz kimseleri inceleyiniz. Kendisiyle övündüğünüz şahıs Şii âlimler hakkında ‘Onlar ya zındıktırlar veya cahildirler' diyor. Eğer siz bu ifadelere inanıyorsanız sizinle konuşacak hiçbir şeyimiz yok demektir. Değerli izleyiciler bu türden sözler sarf etmenin Emevici dini yaklaşımına ve bu yaklaşıma bağlı olanların yapılarına uygun olduğunu bilmelidirler. Ehl-i Sünnet bilginlerinin bu yaklaşımla uzaktan yakından hiçbir bağı bulunmamaktadır.
 

İbn Teymiyye'nin bu eserinden bu yargımızı destekleyen bir diğer ifadeyi alıntılamak istiyorum: “Rafıziler aslında ne ilim ehlidirler ne de nazar metodu ve münazarada, ne de delilleri bilebilme, onu kullanabilme, delilin delil olmadığını anlayabilme ve delillerin çatışması konularında uzmandırlar. Nitekim onlar menkul şeylerin, hadislerin, rivayetlerin bilinmesi, sahih rivayetlerin zayıf olanından ayırt edilmesi noktalarında da insanların en cahil kısmındandırlar. Onların menkul haberler sahasındaki dayanakları isnad zinciri bulunmayan bazı tarihi olaylar ve çoğunluğu yalan ve saptırıcı olduğu bilinen şeylerdir.” (3)
 

O, Minhacü's-Sünne kelimesini diline pelesenk etmiştir. Ancak ben bu esere Minhacü's-Sünneti'n-Nebeviyye demek istemiyorum. Zira bu eser hakkında daha çok Minhacü's-Sünneti'l-Emeviyye ismini kullanmak istiyorum. Sahih ve zayıf hadisin dayanaklarını bilebilme konusunda Ehl-i Beyt Medresesi'ne ait bilginler mi, yoksa İbn Teymiyye'ye bağlananlar mı daha cahildir, bu soru ilerde bütün çıplaklığıyla cevabını bulacaktır. Konuyu uzatmak istemiyorum. Ancak onun hemen bir sayfa sonrasında kullanmış olduğu ifadeleri aktarmak istiyorum. Bu açıklamaları, Emevici din anlayışının bağlıları, Rafıziler şöyle şöyledir, diyerek dillendirmek isterler. Genelde değerli izleyicilerin, özelde de ilim ve tahkik ehlinin, hakikati araştıranların buna dikkat etmelerini istiyorum. Müslümanların, İslam coğrafyasının dört bir yanını gezerek mescidlere, kurum ve kuruluşlara, hastanelere ve üniversitelere gidip de kendi kendilerini Ehl-i Sünnet olarak tanıtan bu kimselere karşı son derece uyanık olmalarını istiyorum. Bunlar yalancıdırlar, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'ten değildirler. Bunlar Ümeyyeci din anlayışının ve İbn Teymiyye'nin bağlılarıdırlar. Bakınız ne diyor: “Müemmel İbn İhab dedi ki: Yezid İbn Harun'un şöyle dediğini işittim: Rafıziler hariç diğer bütün bidat ehli gruplardan hadis yazılır. (4)”
 

Emevici din anlayışına  göre yalancı olduklarından dolayı Rafıziler hariç, bütün bidat ashabı makbuldur, sapık görüşlerine davet etmedikleri müddetçe kendilerinden hadis alınır, rivayet ettikleri hadisler yazılır.
 

Bu satırların değerlendirmelerini değerli okuyucuların takdirine bırakıyorum. İbn Teymiyye'nin bu tür açıklamaları en az iki yerde geçmektedir. Bu açıklamalar şu üç noktaya işaret etmektedir:
 

- Ehl-i Beyt Medresesi'nde hiçbir bilgin bulunmamaktadır.
 

- Ehl-i Beyt Medresesi'nin bağlıları bir yana bilginlerinin çoğunluğu zındıktır.
 

- Onlar yalancıdırlar.
 

Bu açıklamalara ve töhmetlere ayrıntılı olarak cevap vermek istemiyorum. Cevap sadedinde en önemli öğrencilerinden kabul edilen, düşüncelerini yayan İbn Kayyım el-Cevziyye'nin kendisine verdiği şu cevap bizim için yeterlidir: “Dokuzuncu vecih; Bütün İmamiyye hukukçuları Ehl-i Beyt İmamları'ndan, yemin edilerek yapılan talakın gerçekleşmeyeceğini rivayet etmektedirler. Bu hüküm Cafer İbn Muhammed ve diğer Ehl-i Beyt İmamları'ndan mütevatir olarak rivayet edilmiştir. Bu fetva hakkında onların nazarında icma gerçekleşmiştir. (5)”
 

Esere talik düşen zat haşiyede şöyle der:
 

“Cafer İbn Muhammed (a.s), 12 imamın altıncısı ve tabiinin büyüklerindendir. İmam Malik ve Ebu Hanife'nin aralarında bulunduğu bir grup bilgin kendisinden ilim almıştır…(6)”
 

Amacımız Ehl-i Beyt Medresesi'nde bir bilginin bulunmadığı şeklindeki bir iddianın geçerli olmadığı açıklamaktır. Bakınız İbn Kayyım ne diyor: “Varsayalım ki onların hepsi yalancı olmuş olsun. Onlar Ehl-i Beyt adına yalan şeyler aktarmak hususunda birleşmiş olsunlar. Her ne kadar sahabe konusunda hatalı da olsalar onların arasında fıkıh bilginleri, ilim erbabı, içtihad sahasında nazar ehli olanlar vardır. Bundan dolayı bu durum onların bütününü yalancılık ve cehaletle yargılamayı gerektirmez. Sıhah sahipleri bir grup Şiiden hadis rivayet etmişler, hadislerini tahmil etmişler, Müslümanlar bunların hadislerini kanıt olarak kullanmışlardır. Fıkıh bilginleri de onların farklı görüşlerini aktarmışlar, konu edinmişlerdir. Her ne kadar bazı konularda hataya düşmüşlerse de bu onların bütün söylediklerinin hatalı olmasını gerektirmez ki bu söz –yani İbn Teymiyye'nin onlar hakkında söylediği söz - onlar hakkında söylenebilsin. Bu konuda onlar ümmetten ayrılmış olsalar dahi.(7)”
 

Biz İbn Teymiyye'nin Şiilerin bütününün yalancı, cahil ve zındık olduğuna dair açıklamalarını okumuştuk. İbn Kayyım, bu konuda hocasının görüşüne paralel davranmakta güçlük çekince ona itiraz ediyor. Değerli izleyicilerden Allah için dile getirdiğimiz hakikati bilmelerini ve bize tanıklıkta bulunmalarını istiyorum. Ben bir Sünninin Şii olmasını istemiyorum. Sadece hakikatin açığa çıkmasını arzuluyorum. Kendilerinin kitaplarında neler geçiyor, şu televizyonlara çıkıp papağan gibi Şiilerin cahil ve yalancı olduklarını tekrarlayıp duranlar neler diyorlar!! Öyleyse İbn Teymiyye'nin öğrencisi İbn Kayyım, onun bu tür sözlerinin ancak kıskançlık ve inattan kaynaklandığını belirtiyor. Ben bunun televizyon kanallarına çıkıp da Şia'yı töhmet eden, hatta Ehl-i Beyt'in (a.s) tabilerinin bütününün öldürülmesini isteyenlerin yolu olduğunu düşünmeye başlıyorum. İster Mescid-i Nebi'de olsun ister Mescid-i Haram'da, ister de internet sitelerinde olsun bu televizyon kanallarında son dönemlerde verilen fetvalardan uzak değiliz. Irak'taki Ehl-i Beyt Okulu'nun bağlıları arasında meydana gelen patlamalardan haberdarız. Gerçekten de bunlar Müslümanlara karşı kıskançlık duyguları beslemektedirler. İslam coğrafyasına bakınız. Bunlar yüzlerce hatta binlerce Müslümanı katletmiştirler. Bunların sıkıntıları ve problemleri sadece Şiilerle değil, bütün Müslümanlar iledir.
 

Bu çıkarsamanın kökenine değinmek istiyorum. İlmi emanet duygusunun Ehl-i Beyt Medresesi'ne bağlı bilginlerde mi, yoksa Sekaleyn hadisinin ‘ve sünnetim' şeklinde varid olduğunda ısrar edenlerde mi bulunduğu meselesi bu ve bundan sonraki ilerleyen programlarda açığa çıkacaktır.
 

- Sizler Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve sünnetim' şeklindeki varyantının zayıf olduğunu belirten bilginlerin bir bölümünün ismini belirttiniz. Acaba diğer bilginlerin de isimlerini zikretme olanağınız var mıdır?
 

- Önceki programda bu hadisin çeşitli kanallarının bulunduğu belirtmiş, hadisin ilk kanalını incelemiş ve burada ismi geçen Salih İbn Musa et-Talhi'ye de işaret etmiştik. Ayrıca onun rivayet ettiği hadislerin münker olduğunu ve hadislerinin kanıt olarak kullanılamayacağını belirten bir grup rical bilginini de saymıştık.
 

Değerli izleyiciler, bu hadisin zayıf olduğunu söyleyenlerin birkaç muhakkikten ibaret olmadığı, aksine bütün muhakkiklerin bunu dile getirdiği kavransın diye konuyu biraz daha açıklamaya çalışacağım. Sekaleyn hadisinin bu varyantı hakkında muhakkikler, Salih İbn Musa et-Talhi'nin içinde bulunduğu ve isnad zinciri Ebu Hüreyre'ye varan bu rivayet hakkında ya ‘son derece zayıftır' veya ‘metruktür/terk edilmiştir' demişlerdir.
 

Bunu ifade edenlerden birisi İmam Malik'in  el-Muvatta'sının tahkik ve tahricini yapan Doktor Beşşar Avvad Maruf'tur. Değerli izleyiciler önceki programda hadisin bu varyantının ilk olarak el-Muvatta adlı eserde mürsel ve isnad zincirinden yoksun olarak geçtiği şeklindeki açıklamamızı hatırlayacaklardır. Bakınız muhakkik Beşşar Avvad Maruf el-Muvatta'nın 2618. hadisine nasıl talik düşmektedir: “Sonrasında kendi isnadıyla Ebu Hüreyre hadisini sevk etmiştir. İsnad zincirinde metruk olan Salih İbn Musa et-Talhi bulunmaktadır. Buna göre Ebu Hüreyre hadisi son derece zayıftır. (8)”
 

Hadisin zayıf olduğu konusunda ısrar edenlerden birisi de İmam Hafız İbn Şahin'in (h.385) et-Terğib fi Fazaili'l-A'mal ve Sevabi Zalike adlı eserinin tahkikini yapan Salih Ahmed Muslih el-Vail'dir.
 

Müellif der ki: Bize Salih İbn Musa, Abdülaziz İbn Refi'den, o da Hz. Peygaamber'in (s.a.a) hanımı Ümm-ü Habibe'nin mevlası Ebu Salih'ten, o da Ebu Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Ebu Hüreyre şöyle demiştir: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Tutunduğunuz ve kendisiyle amel ettiğiniz müddetçe benden sonra asla sapmayacağınız iki şeyi size bıraktım: Allah'ın Kitabı ve Sünnetim.
 

Eserin tahkikini yapan zat bakınız bu hadis hakkında neler diyor: “Hadisin isnad zincirinde metruk olan Salih İbn Musa İbn İshak et-Teymi bulunmaktadır. (9)” Yani bu şahsın hadisini kanıt olarak kullanabilmek olası değildir.
 

Hadisin isnad zincirinin zayıf olduğuna işaret edenlerden bir diğeri Hafız Ali İbn Ömer ed-Darekutni'dir (h.385). Müellifin kendisi Sünenü'd-Darekutni adlı eserinde hadisi aktardıktan sonra şu notu düşer: “Hadisin isnadında Salih İbn Musa bulunmaktadır. Bu şahıs zayıftır, hadisiyle ihticac edilmez.(10)”
 

İster ilmiyye sınıfından, ister akademik ve kariyer sahibi insanlardan olmuş olsunlar izleyicilerimizin dikkatini şu noktaya çekmek istiyorum: Davetçilerin, en önemli hadis kaynaklarında hakkında kanıt olarak kullanılamaz hükmü verilen bu hadisi sürekli zikrettiklerini görürsün. Anlayamıyorum, ilmi sorumluluk duygusu nerede kaldı? Bizi ilmi sorumluluğa uygun davranmamakla suçlayanlar hakikati tersyüz etmektedirler. ‘Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının' buyuran Kur'an-ı Kerim'in ifadeleri gereğince olaya bakalım. Hz. Resulullah (s.a.a) ‘Allah'ın Kitab'ı ve Sünnetim' buyruğunu mu bize bağışladı, yoksa ‘Allah'ın Kitab'ı ve İtretim' diye mi emretti? ‘Allah'ın Kitab'ı ve İtretim' buyruğunu devre dışı bırakıp ‘Allah'ın Kitab'ı ve Sünnetim' buyruğunda bunca ısrar neden? İtret'le ne alıp veremediğiniz var? İtret sözcüğünü kullanamayacak kadar mı büyük probleminiz var onlarla?
 

Hadisin ‘ve sünnetim' şeklindeki varyantını zayıf sayanlardan birisi de el-Kamil fi'd-Duafa'r-Rical adlı eserin yazarı İmam Hafız İbn Adiy'dir. İbn Adiy, 918 numaralı maddede Salih İbn Musa et-Talhi'nin tercüme-i halinde rical bilginlerinin onun hakkında söylemiş oldukları ‘Zaifü'l-hadistir', ‘Metrukü'l-hadistir' şeklindeki ifadelerini aktardıktan sonra şöyle der: Bize Salih İbn Musa rivayet etti dedi ki; bize Abdülaziz İbn Refi, Ebu Salih'ten o da Ebu Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Benden sonra asla sapmayacağınız iki şeyi size bıraktım: Allah'ın Kitabı ve Sünnetim. (11) İbn Adiy, Salih İbn Musa kanalıyla bir grup hadis rivayet eder ve sonra şöyle der: “Abdülaziz İbn Refi'den yapılan bu rivayetler mahfuz değildirler. Ondan da bu rivayetleri Salih İbn Musa aktarmaktadır.(12)” Yani “Allah'ın Kitabı ve Sünnetim” hadisinin de içinde bulunduğu bu rivayetlerin aslı bulunmamaktadır. Ancak bugün Hicaz ekolünde, Hicaz menşeli bilginlerin, vaizlerin, davetçilerin dillerinden, televizyonlarında sunum yapanların konuşmalarında ‘ve İtretim' ifadesinin son derece nadir ve zorlanarak çıktığını görürüz. Değerli izleyicilere son derece açık ve net olarak söylüyorum. Kendilerini Vahhabi ve Muhammed İbn Abdülvahhab'ın bağlıları olarak ifade edenlere rağbet göstermiyorum. Muhammed İbn Abdülvahhab'ın ilmi bir şahsiyet olduğuna kanaat etmiyorum ki Vahhabilik ilmi bir ekol olsun. Ancak İbn Teymiyye'nin bağlıları böyle değildir. Bunlar Ümeyyeci din anlayışının bağlılarıdırlar. Zira İbn Teymiyye'nin bağlıları bu metotu savunur ve bununla iftihar ederler.
 

Öyleyse genelde Vahhabilerin eserlerinde geçen bu meşhur kanal kanıt olmaktan yoksundur ve delil olarak kullanılması olası değildir. Hadisin isnad zinciri metruk ve münker, beş kuruş etmeyen bir tariktir. “Allah'ın Kitabı ve Sünnetim” şeklindeki varyantın sahih bir isnad zincirine sahip olduğunu ispat etmek isteyenlerin dayandıkları ilk isnad zinciri budur.
 

Adeten Ebu Hüreyre'den aktardıkları meşhur kanal budur. Ebu Hüreyre'ye ulaşan Salih İbn Musa kanalından başka bir kanal elimizde yok. Yani Ebu Hüreyre tarafından rivayet edilen bu hadisin farklı isnad zincirleri bulunmamaktadır.
 

- Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantının ikinci isnad zinciri hangisidir?
 

- İkinci isnad zincirine gelince, bunun beş tane kanalı bulunmaktadır. Hakkın apaçık anlaşılması için bütün hepsini sunacağım. Gerçi programın yapısına pek uygun düşmese de ‘Rabbinin nimetini an' kabilinden sayıp dökeceğiz. Böylece değerli izleyiciler Ehl-i Beyt Medresesi'ne bağlı bilginler arasında, sahih hadisi sahih olmayanından ayırt edecek düzeyde hadis ilmini bilen bir âlim olup olmadığını anlayacaklardır. İzleyiciler Ehl-i Beyt Medresesi'ne bağlı bilginlerin hakikatleri nasıl sunduklarına da baksınlar.
 

İkinci kanal İmam Abdülberr el-Endülüsi'nin et-Temhid li-ma fi'l-Muvattai Mine'l-Meani ve'l-Esanid adlı eserinde geçen kanaldır. Hadisin geliş kanalı şöyledir: el-Huneyni bize Kesir İbn Abdullah İbn Amr İbn Avf'dan, o da babası Abdullah İbn Amr İbn Avf'dan, o da kendi babası Amr İbn Avf'dan, o ise Hz. Resulullah'tan (s.a.a) rivayet ettiğine göre O şöyle buyurmuştur: Tutunduğunuz müddetçe sapmayacağınız iki şeyi aranızda bıraktım: Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti. (13)
 

Bu ifadeler Kesir İbn Abdullah'tan rivayet edilmiştir. Bu isnad zincirinde birden fazla kişi hakkında ‘Metruk/terk edilmiştir' ve ‘Zaifü'l-hadis/hadisleri zayıftır' ifadeleri kullanılmıştır. Hadisin itibarden düşmesi için biz sadece tek bir tanesinin tercüme-i halini sunmakla yetineceğiz. Hüneyni'nin kendisinde dahi sıkıntı söz konusudur. Biz sadece Kesir İbn Abdullah'ın tercüme-i halini sunmakla yetineceğiz.
 

Hafız Zehebi'nin Mizanü'l-İtidal adlı eserine müracaat ediyoruz. “Kesir İbn Abdullah İbn Amr İbn Avf İbn Zeyd el-Müzeni el-Medeni. İbn Main; beş para etmez, bir şeye değmez, demektedir. (14)” İbn Main, cerh ve tadil sahasının en büyük bilginlerindendir. Muhakkık Muhammed Berekat, İbn Main'in bu değerlendirmesinin kaynaklarını gösterme adına onlarca dipnot düşer. (15)
 

Şafii ve Ebu Davud ise şöyle derler: “Yalanın direklerindendir. (16)” “Allah'ın Kitabı ve Sünnetim” şeklindeki varyantın ravilerinin kimliğini tanıma adına bu ifadeler önemlidir. Hüküm artık size kalmış, değerli izleyiciler. Şafii ve Ebu Davud'un ifadeleri şahsın hadislerinin zayıf ve kendisinin de durumu bilinmeyen bir kişilik olduğunu göstermiyor sadece, onun bir yalan makinesi olduğunu da ortaya koyuyor! Darekutni ve başkaları metruk olduğunu belirtirken, Nesai ise hakkında  ‘Sika değildir' ifadelerini kullanmaktadır (17). Tirmizi'nin, bu şahsın ‘Müslümanlar arasında sulh caizdir' hadisini rivayet etmesi ve bu hadisin sahih olduğunu belirtmesine (18) gelince, bunun dikkate alınmaması gerekir değerli izleyiciler. Zira Zehebi'nin kendisi Tirmizi'nin bu yargısı hakkında şu ifadeleri kullanır: “Tirmizi'nin bu sahih olarak değerlendirişine bilginler itimad etmemişlerdir. (19)”
 

Şu anda önümde ‘Silsiletü Ehadisi fi'd-Daveti ve't-Tevcih, Hadisü Teraktü fiküm emrayni' adlı eser bulunmaktadır. Bu eser şimdi ele aldığımız hadise işaret etmekte ve bu hadise dayanmak istemektedir. Modern Hicaz ekolündeki davetçileri ve tebliğcileri hadislerin en uyduruk olanlarından birisine yönlendirmektedir. Onlardaki ilmi sorumluluk işte bu kadardır!
 

İkinci kaynak Hafız Askalani'nin Tehzibü't-Tehzib adlı eseridir. Şahıs hakkında şu bilgileri verir: “Ebu Talib, Ahmed'den ‘Kesir İbn Abdullah münkerü'l-hadistir, beş para etmez, bir şeye değmez' sözlerini aktarmaktadır.”
 

Ebu Hayseme der ki: Ahmed bana dedi ki; ondan bir şey rivayet edilmez.
 

Davri ise İbn Main'den onun hakkında şöyle rivayet eder: Dedesi sahabedir. Ancak kendisi hadisleri zayıf olan bir ravidir.
 

Darimi ‘beş para etmez, bir şeye değmez' derken Acuri ise onun Ebu Davud'a sorulan soruya şu cevabı verdiğini aktarmaktadır: “O bir yalancıdır”. İmam Şafii de yalancı olduğunu ve dahası, yalanın sütunlarından birisi olduğunu dile getirmektedir.
 

İbn Hibban ise şöyle der: O, babasından ve babası kanalıyla dedesinden, kitaplarda ancak taaccüb yönüyle zikredilmesi helal olan uydurma bir nüshadan rivayet eder.
 

Hakim en-Nisaburi ise şöyle der: O, babasından ve babası kanalıyla dedesinden, içinde münker rivayetlerin bulunduğu bir nüshadan rivayette bulunur.
 

İbn Abdülberr ise şöyle der: Zayıf oluşu konusunda ricâl bilginlerinin icmaı bulunmaktadır. (20)
 

Bütün bu açıklamalar karşısında ne diyeceğimi bilmiyorum. Heva ve hevesine uyan kimseler mi diyeyim, ne diyeyim hiç bilemiyorum. Değerlendirmeyi insaf ehli izleyicilere, akademisyenlere, bilginlere ve tahkik erbabına bırakıyorum. Kültürümüzle nasıl oynandığına kendileri karar versinler.
 

Şimdi de değerli izleyicilerimizin İbn Abdülberr'in (h.463) Camiü'l-Beyani'l-İlm ve Fadlihi adlı eserinde geçen rivayetin metnine bakmalarını istiyorum. İbn Abdülberr der ki: Hz. Resulullah  (s.a.a) şöyle buyurdular: Sımsıkı tutundukça sapmayacağınız iki şeyi size bırakıyorum. Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti. Eserin muhakkiki bu rivayete şu dipnotu düşer: “Hadis sahih olduğu halde isnadı zayıftır. (21)” Bu rivayet, yukarıda geçen Kesir İbn Abdullah İbn Ömer'in babası kanalıyla dedesinden rivayet ettiği hadisin ta kendisidir. Muhakkikin ‘hadis sahih olduğu halde' ifadesi hadisin mütabeat ve şahidlerle sahih olduğunu söyleme amacına yöneliktir. Onun bu değerlendirmesi bizim için önemli değildir ve bizi ilgilendirmemektedir. Önemli olan onun şu ifadeleridir: “el-Huneyni ve şeyhi -yani Kesir- iki zayıf ravidir. Ancak hadis bir grup sahabiden sahih isnadlarla rivayet edilmiştir. (22)”
 

İnsan bayağı şaşırıyor ve hayretler içinde kalıyor! İlmi sorumluluğunuz ve dine olan bağlılığınız nerede! İlmi takvanız nerede! İzleyicileri ve okuyucuları ahmak yerine mi koyuyorsunuz? Bize aldatma amacında olmaksızın Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantının sahih bir isnad zincirini göstersinler. ‘Ve İtretim' şeklindeki varyantın isnad zincirini alıp da  ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantın önüne ekleyerek “İşte bakın size sahih bir isnad zinciri” demesinler. Sahih isnad zincirine sahip olan varyant ‘ve Sünnetim' şeklindeki nakil değil ‘ve İtretim' şeklindeki hadistir. Eserin muhakkiki ‘Ancak hadisin bir grup sahabiden sahih isnadlarla rivayet edilmesi, hadisin isnad zincirini serdetmeye gerek bırakmamaktadır' (23) şeklinde ifadeler kullanmaktadır. Hadisin bu varyantını meşhur ettiler. Şu an televizyon kanallarına ve başka yayınlara kulak verdiğinde meşhur olan hadisin,  ‘ve İtretim' şeklindeki değil de ‘ve Sünnetim' şeklindeki rivayet olduğunu görürsün. Muhakkik işte söz konusu bu meşhurluğu hadisin bu varyantının sahih oluşunun delili olarak kabul ediyor. O, bunu ifade eden çağdaş bilginlerden birisidir.  
 

İkinci kaynak Doktor Falih İbn Muhammed İbn Falih es-Sağir'in ‘Silsiletü Ehadisi fi'd-Daveti ve't-Tevcih, Hadisü Teraktü fiküm emrayni' adlı eseridir.
 

Yazar Sekaleyn veya Halifeteyn sözcüklerini değil de Emreyn sözcüğünü kullanmak suretiyle hadisin bu varyantına ve Kesir'den rivayet edilen bu kanala işaret etmektedir. Kitabın kapağında da “İslam dininin nereden alınacağına dair inceleme” şeklindeki bir ifadeyi kullanmaktadır.
 

Yazar diyor ki; İlk kaynak Kitaptır. İkinci kaynak da Sünnettir. Sünnetin delil olduğuna dair delil nedir sorusuna şu yanıtı veriyor: Elimizde bulunan ‘Size sapmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah'ın Kitab'ı ve peygamberinin Sünneti' şeklindeki rivayettir. Yazar dipnotta adres olarak İmam Malik'in el-Muvatta adlı eserini gösteriyor.(24) Yani mürsel olan rivayeti ya da isnad zincirinde yalanın direklerinden birisinin bulunduğu müsned bir rivayeti adres olarak gösteriyor. Ey Müslümanlar! Hicaz yarımadasında veya Suudi Arabistan'da bu ekol, davetçileri ve tebliğ erbabını bakın nasıl aldatıyor? Eğer ilmi sorumluluk bilinciyle hareket etmiş olsalardı ilk olarak hadisin ‘ve İtretim' varyantını sonra da ‘ve Sünnetim' naklini zikreder, ardından da şunun isnad zinciri şöyle, diğerinin isnad zinciri de böyledir derlerdi. İlmi sorumluluk bilinci bunu gerektirmektedir. Eserin müellifi akademisyen bir kişiliktir. Ancak heva ve hevese uymak, yanlış bir yola ve metoda tabi olmak, ilmi sorumluluk duygusuna sahip olmamak işte böyle yanlış neticeleri ve davranışları doğurur. Değerli izleyicilerin, hadis aktarımı hususunda ilmi sorumluluk bilincini taşıyanların Ehl-i Beyt Medresesi bağlıları ve bilginleri mi yoksa Ümeyyeci din anlayışına sahip olanlar mı olduğunu kavradıklarını düşünüyorum.


- Sunucu: Değerli izleyiciler ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' şeklindeki hadisin isnad zincirine sahip, sahih ve mütevatir bir hadis olduğunu, en az 20 sahabi tarafından rivayet edildiğini, sahih olan kanalların birbirini destekleyip kuvvetlendirdiğini, ancak ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantın zayıf olduğunu gördüler. Acaba hadisin “Sünnetim” şeklindeki varyantında bunca ısrar edişin nedeni nedir?
 

- Bunun nedeninin ne olduğunu ben de anlamakta güçlük çekiyorum. Ancak belirli bir görüşe sımsıkı bağlanmak, belirli bir inanca sahip olup heva ve hevese tabi olmak onları böyle bir tavır ortaya koymaya itti. Değerli izleyiciler şu an elimizin altında önümüzdeki programda üzerinde duracağımız Abdülaziz İbn Abdıullah İbn Abdurrahman İbn Baz'ın ‘Mecmuu Fetava ve Mekalatün Mütenevviat' adlı eseri bulunmaktadır. 30 ciltlik bu ansiklopedik eserde ‘ve İtretim' ifadesi son derece nadir olarak geçmektedir. Eser ve müellif bütünüyle ‘ve Sünnetim' lafzına odaklanmış durumdadır.
 

Bu şahıs İbn Teymiyye'ye uyanların çağdaş imamlarından birisidir. İbn Teymiyye, Ehl-i Beyt'ten (a.s) sapmış, eğri bir yolu tesis eden şahıstır. İnşallah önümüzdeki hafta Ümeyyeci din anlayışının ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantın tesisi için ortaya koydukları çabaların üstünde duracağız. Evet bunlar cahil kimseler değildirler. Hadisin doğru varyantının ‘ve İtretim' şeklindeki nakil olduğunu pekala bilmektedirler. Öyleyse neden acaba bu varyantı merkeze almak istiyorlar? Bu naklin rağbet görmesi için çok çeşitli çabalar ortaya konmuştur.
 

- Sunucu: Çünkü Ümeyye oğulları hadisin ‘ve İtretim' şeklindeki varyantını ispatlamış olsalardı, kendilerinin İtretten olmamalarından ötürü işleri baştan bitecekti. Bu nedenle ‘ve Sünnetim' varyantını doğru kabul ettirdiler,  zira bu şekilde kendilerinin Ehl-i Sünnet'ten olduklarını iddia etmeleri mümkündü.
 

- Aynen dediğiniz gibidir. Tıpkı Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat dedikleri gibi. Muaviye, saltanata eriştiği seneyi Cemaat yılı olarak isimlendirmişti. Gerçekte bizim Ehl-i Sünnet kardeşlerimizle hiçbir sıkıntımız ve problemimiz bulunmaktadır. Bizler onlarla bazı ilmi konularda görüş ayrılığına düştük. Onlar Ehl-i Beyt'in masumiyetine inanmamaktayken bizler buna inanmaktayız. Onlar Ehl-i Beyt'i sevmekte, onlara hürmet göstermektedirler. Ehl-i Sünnet bilginlerinden hiçbirisi Ehl-i Beyt Medresesi âlimlerinin cahil veya zındık olduğunu dile getirmemiştir. İbn Teymiyye ve o yapıda olanlar ve ona nispet edilmekle övünenler hariç, Ehl-i Sünnet ulemasının ağzından bu tür sözler dökülmüş değildir.
 

- Teşekkürler, Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey. Siz sayın seyircilerimize de teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bir sonraki programda görüşmek üzere

 

Es-Selamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.


Kaynaklar:

 

1- İbn Teymiyye, Minhacü's-Sünne, c.4, s.236 Tahkik Doktor Muhammed Reşad Salim, Darü'l-Fazilet
2- Age, agy.
3- Age, c.1, s.37
4- Age, c.1, s.38
5- İbn Kayyım el-Cevziyye, Es-Savaikü'l-Mürsele Ale'l-Cehmiyye ve'l-Muattıla, c.1, s.616, Tahkik, tahriç ve talik: Doktor Ali İbn Muhammed Dahilullah, Darü'l-Asıme, 3. Basım, 1418, Suudi Arabistan.
6-Age, agy.
7-Age, agy.
8-İmam Malik, el-Muvatta, c.2, s.480, 2618 nolu hadis
9- İmam Hafız İbn Şahin, et-Terğib fi Fazaili'l-A'mal ve Sevabi Zalike, s.406 tahkik Salih Ahmed Muslih el-Vail, 2.Basım, Dar-ü İbn Cevzi, 1420, Suudi Arabistan
10-Hafız Ali İbn Ömer ed-Darekutni, Sünenü'd-Darekutni, c.5, s.371, tahkik, talik ve zabt Şuayb el-Arnavut, Müessesetü'r-Risale
11- İmam Hafız Ebu Ahmed Abdullah İbn Adiy el-Cürcani, el-Kamil fi'd-Duafa'r-Rical, c.4, s.68, 3. Basım. Darü'l-Fikir 
12- Age, agy.
13- İmam Abdülberr, et-Temhid, c.14, s.384
14- Hafız Zehebi, Mizanü'l-İtidal fi Nakdi'r-Rical, c.3, s.402, 6561 Nolu tercüme-i hal, Tahkik Muhammed Berekat, er-Risaletü'l-Alemiyye 
15- Age, agy.
16- İbn Hacer'in cerh lafızlarının altıncı mertebesine eklediği lafızlar arasında yer alan bu cerh lafzı, ravinin hadis vaz eden aşırı yalancı olduğunu ifade eder. Haliyle böyle bir lafızla cerhedilen ravinin kendisi yalancı, hadisleri yalan addedilir. çev
17- Age, agy
18-Age, c.3, s.403
19-Age, agy. 
20- Hafız Askalani, Tehzibü't-Tehzib, c.3, s.462-3
21- Ebu Ömer Yusuf İbn Abdülberr, Camiü'l-Beyani'l-İlm ve Fadlihi, c.1, 1389 nolu hadis Tahkik Ebü'l-Eşbal ez-Züheyri, Dar-ü İbni'l-Cevzi.
22-Age, agy.
23-Age, agy.
24- Doktor Falih İbn Muhammed İbn Falih es-Sağiyr, Silsiletü Ehadisi fi'd-Daveti ve't-Tevcih Hadisü Teraktü fiküm emrayni, Dar-ü İbn Kesir, Suudi Arabistan, 1. Basım, 1426

 

Çeviren: Cevher Caduk
 
medyasafak.com

 

Öne Çıkan Haberler

ÖZEL: Hizbullah'ın Suriye ve Irak'ta şehit düşen 12 efs

hizbullah-dvd-12.1-fawzi-ayyoub.jpg

Leyla Halid Medya Şafak'a konuştu: Filistin Halkının ön

60291-leyla-halid-1.jpg

Enis Nakkaş: ABD'nin Suriye'de geleceği yok, Trump Suri

thumbnail_image1.png

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg