slogan
     

Afrin neden düştü? ABD’nin, Türkiye’nin, Rusya’nın ve Kürtlerin rolleri

22 Mart 2018 Perşembe

Afrin Kürtlerine, Suudi Arabistan’ın bölgeyi yeniden inşa etmesi ve daha iyi evlerin yapılması için yatırım yapması, aynı zamanda da ABD’nin koruması altında, Kürtlerin her zaman peşinde koştuğu bir rüya olan Kuzeydoğu Suriye’de bir mini Kürt devletinin oluşmasına katkı sağlaması sözü verildi. İşte bu sebeple Kürt YPG, Suriye’deki bu toprak parçasını Türkiye’ye teslim etti.

 

 

Elijah J. Magnier

 

 

Ejmagnier.com / Al Rai Media

 

 

Kuzeydoğu'daki Kürt-Suriye toprak parçası Afrin'i ele geçirmeyi amaçlayan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiği isimle “Zeytin Dalı” harekâtının başlamasından hemen hemen iki ay sonra şehir, belirgin bir şekilde nüfusu koruyamayan YPG'nin gözle görülür bir direnişi olmaksızın düştü. Bu nasıl ve neden oldu?

 

Erdoğan Afrin'i ele geçirme niyetini ilan ettiği zaman ve “Zeytin Dalı” harekâtının başlamasından bir haftadan daha uzun bir zaman önce Rusya Türkiye'den her türlü askeri eylemi durdurmasını ve Suriye topraklarında Rus kuvvetleriyle birlikte hareket eden Suriye Ordusu'yla çatışmaktan kaçınmasını istedi.

 

Son iki yıldır Suriye ordusunun her bir tugay ya da birliğinin içinde, sahada askeri operasyonları ve bütün hava saldırılarını koordine eden Rus Özel Kuvvetleri bulunuyor. Dahası, ana kontrol ve komuta üssünün başında da, Moskova'daki bir askeri operasyonlar odası aracılığıyla koordine edilen Rus generalleri bulunuyor. Suriye'de faaliyet yürüten kuvvetlere planlama ve istihbarat buradan sunuluyor ve saldırı talimatları buradan veriliyor.

 

Bu sebeple Rusya, Suriye ordusuna karşı her türlü saldırıyı kendi birliklerine saldırı olarak görüyor. Bu birlikler sahada faaliyet yürütüyor ve bütün operasyon cephelerinde hazır. Dahası Rusya, Fırat nehrinin doğusundaki (ABD kontrolündeki) ve batısındaki (Rusya kontrolündeki) bölgeler arasında Moskova ve Washington'un mutabık kaldığı sınırlar uyarınca, ABD ve İsrail'i, Suriye topraklarında cihadçılara ve müttefiklerine karşı toplanan kuvvetlere ya da ihtiyat kuvvetlerine düzenlenecek herhangi bir saldırıyı tolere etmeyeceği yönünde bilgilendirdi.

 

İşte bu nedenle Rus generalleri, Şam'ın, Kürtlerin Afrin'i, yönetimini ve tüm silahları teslim etmesi şartıyla bölgeyi kontrol altına alma isteğini iletmek üzere YPG'nin Kürt liderleriyle pek çok defa bir araya geldi. Eğer Suriye ordusundan şehri kontrol altına alması isteniyorsa, Şam tarafından örgütlenmediği ve talep edilmediği müddetçe başka bir Kürt gücüne ihtiyaç yoktur.

 

Şam Afrin Kürtlerine bir mini federasyon kurma olasılığını önerdi; burada Kürtler bölgeyi merkezi hükümetin denetimi ve kontrolü altında yönetecek ve ABD'nin verdiği lazer güdümlü füzeler de dahil olmak üzere tüm ağır, orta ve hafif silahları teslim edecek, açık bir kural geçerli olacaktı: yerel halk, nizami kuvvetlerin silahları dışında hiçbir silahı elinde tutmayacaktı.

 

YPG liderleri bu teklifi düşünmek için zaman istedi ve daha sonra bir karşı teklifle geldi: buna göre Suriye Ordusu Türkiye'yle olan sınırların bekçiliğini yapacak, daha fazlasını yapmayacaktı, böylelikle Afrin'deki Kürtlerin iktidarı korunacaktı.

 

Şam, Afrin'deki Kürt liderler ile, Suriye'nin kuzeydoğusundaki, ABD işgali altındaki Haseke'deki Kürt liderler arasındaki bazı iletişimlerden haberdar oldu. Kürtler, uluslararası toplumun Birleşmiş Milletler aracılığıyla Türkiye'nin bu toprak parçasına saldırmasını durduracağına, pek çok dünya lideri aracılığıyla Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'a baskı uygulayacağına inandı. Ancak ABD yönetimi en sonunda, güçlerinin Afrin'e müdahale etmeyeceğini ve Rusya'yla olan sınır çizgisine riayet etmek zorunda olduğunu ifade etti.

 

Suriye Kürtleri – tıpkı Irak Kürtleri gibi – uluslararası toplumun Afrin'i korumada pozitif bir rol oynayacağına, dolayısıyla yüzüstü bırakılmayacaklarına inanmak istedi.

 

YPG ve Ruslar arasındaki müzakereler başarısız olunca, Rusya bölgedeki gözlem ve askeri polis noktalarını çekti ve Suriye ordusuna ait az sayıda mevzi boşaltıldı. Bu, 20 Ocak günü Erdoğan'a daha fazla Suriye toprağını ele geçirmek üzere askeri operasyonlarını başlatması için yeşil ışık yaktı.

 

İlk savunma hatları yarılınca, Kürt liderler Şam'a, morallerini arttırmak üzere yeni birlikler göndermesini ve Kürt liderliği içinde Afrin'de Suriye ordusunun varlığına halen karşı çıkanlara pozisyonlarını yeniden gözden geçirme fırsatı vermesini önerdi. O tarihte Türk kuvvetleri ve cihadçı müttefikleri, Afrin şehrinin ana savunma hattı olan Cinderes eteklerine ulaşmıştı.

 

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, halk güçlerinden yüzlerce personele Afrin'deki Kürtlerle desteğe gitme ve Türkiye'nin ilerlemesini durdurmak için Cinderes etrafına yayılma talimatı verdi. Bu kuvvetler İdlib eteklerinden çekildi ve Afrin'in güneyinde El Kaide ve müttefikleriyle karşı karşıya geldi.

 

Rusya ve Şam, Afrin ve Haseke arasındaki temaslardan bir kez daha, YPG liderlerinin Afrin'i Şam'a teslim etmek yerine Türkiye'ye bırakmayı tercih ettiğini anladı. Afrin'dekiler, ABD koruması aramak için Haseke, Deyrezzor ve Rakka'daki Kürtlere katılacaktı.

 

Afrin Kürtlerine, Suudi Arabistan'ın bölgeyi yeniden inşa etmesi ve daha iyi evlerin yapılması için yatırım yapması, aynı zamanda da ABD'nin koruması altında, Kürtlerin her zaman peşinde koştuğu bir rüya olan Kuzeydoğu Suriye'de bir mini Kürt devletinin oluşmasına katkı sağlaması sözü verildi.

 

İşte bu sebeple Kürt YPG, Suriye'deki bu toprak parçasını Türkiye'ye teslim etti – Türk güçleri ise Afrin kapılarında durmayacak ve Erdoğan ile Rex Tillerson arasında (Tillerson Dışişleri Bakanlığı görevinden uzaklaştırılmadan önce) anlaşmaya varıldığı üzere, Afrin'den Menbic'e doğru ilerleyecek.

 

Kürtler kendilerini tek seçenek karşısında bulabildi: ABD güçlerinin konuşlandığı ve Kuzeydoğu Suriye'deki işgal güçlerine koruma sundukları yerlere göç etmek. İşte bu sebeple ABD kazandığını, Kürtler de bölgeyi Suriye hükümeti kontrolündeki Haseke'de “devlet” inşası karşılığında bırakmaları halinde kaybetmediklerini düşünüyor. Kürtler, Suriye toprağını Türkiye ve ABD'nin çıkarına olacak şekilde ellerinde tutmakla ve gerçekte ABD'nin Suriye işgali için canlı kalkan olmakla suçlanacaktır.

 

Suriye'deki karar alıcı kaynaklara göre, Rusya, Afrin muharebesinden kazanımlarla dolu bir bavulla çıktı:

 

  1. Moskova sonu gelmez bir şekilde ABD'yi Suriye topraklarını işgal etmekle suçlayabilir ve BM'de Washington'a, sonucu zayıf olsa bile Suriye'den çıkması için baskı yapabilir.
  2.  
  3. Moskova Türkiye'yi, özellikle Ankara Halep'ten vazgeçmişken (ki Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye'nin en fazla sanayileşmiş şehri üzerinde hayallere sahipti) ve Suriye ordusunun İdlib kırsalına doğru ilerlemesine gözünü kapamışken Suriye pastasından bir pay vererek tatmin etti.
  4.  
  5. Moskova Ankara'nın yanında durarak Türkiye için süper güç müttefikleri arasında ilave bir seçenek yarattı ve en büyük NATO üyelerinden biriyle ciddi bir atılım kaydetti. Rusya, Türkiye'yle stratejik ve ekonomik bir ilişkiyi amaçlıyor.
  6.  
  7. Rusya, dikkatleri Şam'ın Guta banliyösündeki ana muharebeden uzaklaştırmak istedi. Rus kuvvetleri Suriye'deki en önemli muharebelerden birine girişmişti ve her ne pahasına olsun Suriye askerlerinin (Türkiye'nin Afrin'e doğru ilerlemesini durdurmak üzere) Türkiye'ye karşı yeni bir askeri cephe açmak üzere Afrin'e kaydırmasından kaçınıyordu. ABD Guta konusundaki basıncını arttırıp, başkent Şam üzerindeki tehdidi sürdürmek üzere bu bölgenin düşmesini durdurmak için her aracı kullandı. Ancak Suriye ve Rusya'nın yürüttüğü muharebenin hızı, Şam hükümetine cihadçılar karşısında birkaç hafta içinde gelmesi eklenen bir zafer sundu.
  8.  
  9. Afrin Kürtleri Suriye hükümeti yönetimi altında kalmaya ikna olmadı ve sahip olmadıkları bir toprağı Türkiye'ye verirken insanlarını ABD'ye kalkan yaptı. Şam'a göre Kürtler Suriye'ye ait olmadıklarını ve bir Suriyeli kimliğine de sahip olmadıklarını, korunacak bir topluluk da olmadıklarını ortaya çıkardı. Suriye hükümeti Kürtlerin “kiralık silah” olduğuna, üstelik Türkiye'ye karşı savaşlarının sonucundan hareketle pek de iyi silahlar da olmadığına inanıyor! “İslam Devleti” örgütleri Türkiye'nin saldırısı karşısında daha uzun süre alanda kalmış ve bölgeyi ancak Erdoğan'la anlaşmaya vardıktan sonra terk etmişti. Moskova muhtemelen Türkiye'nin faydasına olacak şekilde ülkelerini satmaya hazır olanları bırakacaktır.  
  10.  
  11. Cumhurbaşkanı Erdoğan, (sonuçlardan bağımsız olarak) Suriye'deki muharebeyi kendi istediği yöne doğru götürme kapasitesini gösterdi. El Kaide (namı diğer Nusra, yahut Heyet Tahriri Şam) Türkiye'nin planlarına itaatsizlik ettiği zaman Suriye'deki vekil güçlerin El Kaide'ye saldırıp onları Türkiye'nin iradesine tâbi kılmak için çetin bir savaşa gireceği açıktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Halep'in Şam'ın eline geçmesine ve İdlib kırsalının geniş kısmında kontrol sağlanmasına katkıda bulundu. O, Moskova'nın Suriye'deki savaşı – ABD'nin mümkün olduğu kadar devam etmesini istediği savaşı – durdurmak için ihtiyaç duyduğu temel önemde bir aktör. Bu sebeple, eğer şu anda ödenecek bedel Suriye topraklarının bir parçasını kaybetmekse, Rusya Erdoğan'ın karşısında durmayacaktır – zira her durumda “faydalı Suriye'nin” büyük bölümü Başkan Esad'ın kontrolü altında olacaktır.

 

Suriye Kürtlerinin, “eğer karşılığı Kuzeydoğu Suriye'de bir devlet ve yeni topraklar olacaksa bir toprak parçasını kaybetmeye değer” diye düşünüyor olması muhtemeldir. Ancak Kürtlerin planları hiçbir zaman başarılı oluyor gibi görünmüyor. Bu örnekte de iki temel unsuru dikkate almadılar. Öncelikle, bütün komşu ülkeler, kendi sınırlarında yeni doğan bir Kürt devletini kabullenmeyi reddetti. İkinci olarak ABD'nin Suriye topraklarını işgali kesinlikle yerel direnişi kışkırtacak ve böyle bir direnişle karşı karşıya kalacaktır.

 

Washington, güçlerini ancak Haseke, Deyrezzor ve Rakka'daki yerel topluluklar düşman haline gelinceye kadar yerinde tutacaktır. Kürtlerin dikkate almadığı şey budur.

 

İşgalcilere karşı savaşmak Suriye ideolojisinin bir parçası olmuştur ve Levant bölgesi işgal güçlerinin reddedilmesine yabancı değildir. Tarih boyunca toprağa sahip olup işgale uğrayanlar her zaman ayağa kalkmış ve ne kadar uzun sürerse sürsün, ne kadar bedel gerektirirse gerektirsin geri almaya çalışmıştır.

 

 

Çeviri: İlyas Halitoğlu

 

www.medyasafak.net

 

 

 

Öne Çıkan Haberler

FHKC Siyasi İlişkiler Başkanı Semir Loubani Medya Şafak

DReYGIYWkAApvdD.jpg

Leyla Halid, Medya Şafak'a konuştu: Oslo Anlaşması ipta

leyla-halid-1.jpg

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril'in el-Meyadin

ahmedcibril-velayeti-16.jpg

ÖZEL: İlk kez: Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Bosna

48330-hqdefault.jpg

ÖZEL: Leyla Halid, Medya Şafak'a röportaj verdi

Leila_Khaled.jpg

ÖZEL: FHKC Siyasi Büro Başkanı Semir Loubani, Filistin

C7rqqs3XQAEqSTZ.JPG

ÖZEL: Enis Nakkaş Medya Şafak'a konuştu

thumbnail_17424786_10155120138019666_3732111168710872410_n.jpg